Elisabeth Strout’un Oh William! romanı, ilk bakışta eski bir evliliğin ardından kalan dostça bir bağın hikâyesi gibi görünse de, aslında çok daha derin ve sarsıcı bir iç yolculuk sunar. Strout, bu romanda büyük olaylardan çok insanın içindeki sessiz kırılmaları anlatmayı tercih eder; tam da bu yüzden metin okurun içine yavaşça ama kalıcı biçimde yerleşir.
Romanın anlatıcısı Lucy Barton, boşandığı eşi William ile hâlâ temas hâlindedir. Bu ilişki ne tam anlamıyla bitmiştir ne de devam etmektedir. Strout’un ustalığı, bu belirsizliği dramatize etmeden, neredeyse gündelik bir sadelikle aktarmasında yatar. Lucy’nin William’a karşı hissettikleri; kırgınlık, alışkanlık, şefkat ve mesafe arasında gidip gelir. Okur, bu duyguların hiçbirinin “yanlış” ya da “fazla” olmadığını hisseder. Çünkü Strout, insan ilişkilerinin net tanımlarla açıklanamayacağını bilir.
Oh William!, yalnızca bir evlilik hikâyesi değildir; aynı zamanda geçmişle hesaplaşma romanıdır. William’ın aile geçmişine dair ortaya çıkan sır, Lucy’nin kendi çocukluğuna ve sınıfsal yalnızlığına da ayna tutar. Burada Strout, geçmişin asla tamamen geride kalmadığını, aksine bugünkü kimliğimizi sessizce şekillendirdiğini gösterir. Roman boyunca hissedilen melankoli, dramatik bir acıdan çok, “olanı kabullenme” hâlinden beslenir.
Strout’un dili sade ama güçlü. Kısa cümleler, eksiltili duygular ve söylenmeyenler, metnin asıl ağırlığını oluşturur. Okur çoğu zaman şunu fark eder: Asıl önemli olan, Lucy’nin anlattıkları değil, anlatamadıklarıdır. Bu da romanı daha derin, daha insani kılar.
Sonuç olarak Oh William!, büyük iddiaları olmayan ama büyük duygular uyandıran bir romandır. Sevmenin, alışmanın ve bırakmanın aynı anda mümkün olabildiğini; bazı insanların hayatımızdan çıkmadığını, sadece şekil değiştirdiğini anlatır. Elisabeth Strout, bu kitapla okura şunu fısıldar: Hayat, çoğu zaman çözülemeyen bağlardan ve sessiz kabullenişlerden ibarettir. Ve belki de tam olarak bu yüzden, gerçektir.
Yazar Hakkında
Elizabeth Strout, 1956 yılında Portland' da dünyaya gelmiş. Bates College’da eğitim gördükten ve Syracuse Üniversitesi’nde hukuk okuduktan sonra (gerontoloji alanında da bir derece alarak) kısa bir süre avukatlık yaptı. Ardından tümüyle yazmaya ve öğretmeye yöneldi. Eserlerinde sıklıkla karakterlerinin iç dünyalarına odaklanır. Çoğu zaman birbiriyle bağlantılı hikâyelerden oluşan yapıtları, insanın zayıflıklarına ve gündelik yaşamın karmaşıklığına duyulan derin bir empatiyi yansıtır.
Bu kitaplar da ilginizi çekebilir:

kindle kullanmıyom ama bu kitabı not aldım :)
YanıtlaSil