Tatilden döneli bir hafta geçti ama daha kafamı toparlayıp yazı yazmaya başlayamadım. Genel olarak yaz nasıl geçti derseniz tek kelime ile tarif edebilirim: sıcak, sıcak ve yine sıcak. İstanbul' a gittiğimizde de sıcak bir hafta geçirdik. Ama yine de güzel bir haftaydı.
Öncelikle Temmuz' dan başlayayım. Sıcak havalarda doğrusu havuza gitmek başlıca uğraşımız oldu. O kadar kuraklık yaşadık ki, bahçedeki çiçeklerin çoğu kurudu, hatta evimizin önünden akan dere bile kurudu. Ortancaların rengini pek göremedik.
Bizim burası genelde akşamları serin olur ben cam açık uyuyamam ama tüm yaz pencereler hiç kapanmadı.
Ne yazık ki bu yaz vandallık olayları baş gösterdi. Oğlum Ada arkadaşlarıyla prova yapabilmek için ufak bir yer tuttu. Oranın bahçesine koydukları masa sandalyeleri kırmışlar. Polise gittik ama bir sonuç çıkmadı sonunda kamera koydular.
Kilisenin de önünde duvara demirle monte olan Gotik çağdan kalma heykellere zarar verildi. Başka yerlerden de bu tarz olaylar duyduk. Maalesef sokaklarda kamera filan olmadığı için yakalamak çok zor. Böyle bir kötülüğü kim yapar bilmem. Normal insanın aklına gelmez.
Temmuz'da her Cuma belediyelerin düzenlediği ücretsiz konserler oluyor. Önce geleneksel müzik çalan gruplar çıkıyor, ardından da pop, rock, jazz grupları. Biz de Karya ve arkadaşımla mutlaka izlemeye çalışıyoruz. Bu yıl tüm konserlere katılabildim çok güzel geçti.
Ağustos'ta ise Karya ile ABBA konserine gittik. Geçen yıl başka bir grubu izlemiştik. Daha önce yazmıştım sanatçılarla aynı kostümleri giyen ve ses tonu bile benzeyen gruplar konserler veriyor. Bu konser gelirinden sanatçılar da telif haklarını alıyorlar ve unutulmamış da oluyorlar. Michael Jackson olacakmış ona da gitmek istiyoruz ama kısmet artık 🤷
Neyse ki Ağustos' un ikinci yarısında seyahat hazırlığı heyecanı ile biraz oyalandık. Özellikle Karya çok heyecanlı idi.
İlk durağımız Kapalıçarşı ve Mısır çarşısı oldu. İyi mi yaptık bilemiyorum Karya insan selinden şaşkına döndü. İlk kez kokoreçin tadına baktı yavrucak. Çok da beğendi. En büyük eğlencesi vapurda seyahat etmek ve martılara ekmek atmak oldu.
İkinci günü de Kadıköyde incik boncuk alışverişi ve arkadaşım ve annesi ile buluşmaya ayırdık. Görüşmek istediğim pekçok kişi olsa da, bu tatil Karya' ya İstanbul ve babasının memleketi Heybeliada' yı tanıtma amaçlı olduğu için günlerimizi ona göre programladık.
Günün sonunda arkadaşım ve annesi sevgili Beyhan teyzeciğim ile Erenköy' de yemek yedik. Nispeten Erenköy, Göztepe biraz daha sakin ve derli toplu idi.
Üçüncü gün rotamız Üsküdar' dan gemiyle Boğaz turu ve Beyoğlu oldu. Beyoğlu' na belki 21 yıldır gitmemiştim. Tahmin edersiniz ki, benim için İstanbul gezisinin en kalbime dokunan kısmı oldu. Galata köprüsünden yürüdük. Balık tutan insanlar Karya' nın çok ilgisini çekti. Tünel ile Beyoğlu' na çıktık. İstiklal caddesini, çocukluğumun geçtiği sokakları içime çeke çeke gezdim. Şansımıza aşırı kalabalık yoktu. İnci pastanesinin yeri değişmiş bunun dışında İstiklal caddesi çok güzel görünüyor. Yalnız çocukluğumun Balık pazarı kalmamış her yer lokanta dolmuş.
Genel olarak İstanbul restoran dolu ve geçerken insanları içeriye davet edenler çok rahatsızlık veriyor.
İstanbul şehir gezisine üç gün ayırdık. O sıcakta yine iyi dayanmışız 🤣. Bu kez Karya müze istemediği için gezmedik. Onlar da başka seyahatlere kalsın 🙂. Diğer tüm günleri ise Karya' ya adayı gezdirmek ve denize girmekle geçirdik.
Tatil çok güzel geçse de, birkaç olumsuzluktan bahsetmeden geçemeyeceğim. Beni en çok rahatsız eden konu çöpler oldu. Her yerde çöp konteynerleri olduğu halde insanlar çöpleri yere atıyor ve torbalar patlayıp her yere yayılıyor. Özellikle adada bunu çok gözlemledim. Ayrıca orman yolları da çöp doluydu. Pazar günü Adaya gelenler tüm çöplerini orda burada bırakıp gitti.
İkinci konu ise paralı tuvaletlerin dahi pis olması. O yüzden yanımızda bolca dezenfektan ve ıslak mendil taşıdık ve Karya' ya yemek yediğimiz yerlerde tuvalete gir diye tembih ettim 🤭
Karya Türkçe konuşamıyor ama insanların yüzleri ona çok stresli gelmiş.
Sabiha Gökçen' den dönerken check-in sırasına girdik. Sırada olduğumuz halde arkadan gelen bir kadın öne geçmeye çalıştı. Hem sırada bizim olduğumuzu hem de aile olduğumuz için işlemimizi birlikte yapacağımızı söyleyip izin vermedim. Sırası gelene kadar ters ters baktı durdu. Başka ülkelere giden birkaç diğer yolcu da check-in'in kapanmasına 5 dakika kaldığını görünce koştura koştura öne geçtiler. Biz iki buçuk saat önce havaalanına geldik. Neden zamanında gelmezler bilmem. Uçaktan inerken de sinir olduğum bir şey oturma sıranıza göre kalkıp bagajınızı alın denmesine rağmen arkadan cenk meydanına gider gibi birbirini ezerek inilmeye çalışılması.
Genelde de insanlar patlamaya hazır bomba gibi hemen alevlenip kavgaya tutuşuyor. Metroda yanımızda olmasına rağmen istasyonda Karya' ya laf atan çocuklar oldu. Grup halinde gezen çocuklar bana pek tekin gelmedi.
İstanbul' da en özlediğin şeyler nedir derseniz en başta deniz, martılar, Marmara balıkları (bence dünyanın hiç bir yerinde Marmara balığı kadar lezzetlisi yok) ve tabii İstiklal caddesi diye cevap veririm. Orası benim kalbimde hep özel kalacak. Her karışında çocukluk ve gençlik anılarım var.
Tatil dönüşü saksıdaki çiçeklerim korkularımın aksine kurumamış hatta bir iki kez yağmur yağınca çiçek açmış. Bu yıl bolca üzüm ve mürdüm eriği topladık. Sıcağın etkisi mi bilmem meyveler bol oldu komşulara bile dağıttım. Hatta bir tepsi mürdüm eriğini kuruttum.
Gelir gelmez bahçe işlerine daldık. Kesilecek bir sürü bitki var. Önümüzdeki hafta da okullar açılıyor. Şimdilik sadece bir okul çocuğum kaldı. Kendime biraz daha fazla zaman ayırıp spor ve bloglarımla da ilgilenmek istiyorum. Bu yıl alışılmadık şekilde az kitap okuyabildim. Umarım kışın bu açığı kapatabilirim.
Şimdilik bizden haberler bu kadar. Bir sonraki iç dökme yazısında buluşmak üzere. Kalın sağlıcakla...
- Görseller kişisel arşivime aittir ve kullanılması kesinlikle yasaktır.








