Geçtiğimiz yıl tesadüfen adını duyduğum ve merakla izlediğim bir filmden bahsetmek istiyorum: „Der Passfälscher“ – türkçeye tam çevirisiyle Pasaport Sahtecisi anlamına geliyor. (Filmin bilinen bir İngilizce ismi yok ama çevirisi böyle olurdu diye tahmin ediyorum.)
İzlediğimde beklentilerimin biraz ötesinde, ama bir o kadar da garip bir duygu bırakan bir hikayeydi bu. Film, 1940’ların Berlin’inde geçiyor ve merkezine gerçekten yaşanmış bir hayatı alıyor: Yahudi bir adamın, savaşın ortasında – saklanmak bir yana – gayet açıktan yaşama çabası. Tuhaf değil mi? Normalde bu dönemin filmleri hep zulüm, kaçış ve sığınma etrafında döner. Ama bu hikâye bambaşka…
Baş karakter Cioma, savaşın tam kalbinde, barda, restoranda, hatta dans kulüplerinde takılıyor. Berlin’i adeta kendi eğlence alanı gibi yaşıyor ve yeteneği sayesinde sahte pasaportlar hazırlayıp başkalarına yardım ediyor. Ne kadar absürt gözüksede bu, gerçekten yaşanmış bir hayat hikâyesi ve filmin temelini de bu gerçeklik oluşturuyor.
Ama…
Bence filmin en büyük sorunu bu muhteşem potansiyeli yeterince değerlendirememesi. Anlatılan hayatta o kadar çok ilginç, sıradışı an var ki, izleyici olarak insan hep “Devamı nerede?” diye içinden geçiriyor. O beklenen gerilim, o savaşın acı gerçekliği – çoğu sahnede biraz zayıf kalıyor veya gerektiği kadar hissettirmiyor. Filmin büyük bölümü kapalı mekanlarda geçiyor; Berlin’in o kaotik, tehdit dolu atmosferi pek ekrana yansımıyor.
Ama işin güzel tarafı şu: Oyuncular o dönemlerin duygusunu çok güzel vermiş. Özellikle Cioma’nın o hayatı hafif ve mizahi bir dille yaşama çabası, karakteri sevilesi kılıyor. Cioma rolünde Dark dizisinden tanıdığımız Louis Hofmann var.Yani film ortalama bir biyografik savaş hikâyesinden çok, karakter merkezli bir portre sunuyor. Bu da bazı izleyiciler için tam anlamıyla beklenmedik, hoş bir sürpriz olabilir.
Sonuç olarak benim nazarımda Der Passfälscher izlenmeye değer bir film. Savaş temalı ciddi dram arıyorsanız belki biraz hafif kaçabilir ama farklı bir perspektifle bir hayat hikâyesine kulak vermek isterseniz izlenebilir.
Önemli not: “Der Passfälscher” (2022) gerçek bir hikâyeye dayanmaktadır. Film, 1942 yılında Nasyonal Sosyalist Berlin’de pasaport sahteciliği yaparak hem kendisinin hem de başkalarının hayatını kurtaran genç Yahudi grafik tasarımcı Samson “Cioma” Schönhaus’un yaşamını anlatır. Hikâye, onun 2004 yılında yayımladığı kendi anılarına dayanmaktadır.
