Bazı hikâyeler vardır; okuduğunuzda sadece ünlü isimlere değil, insanlığa dair umudunuz da tazelenir. Özellikle başarıya ulaştıktan sonra geçmişte kendilerine dokunan insanları unutmayan ünlüler, küçük bir iyiliğin yıllar sonra nasıl büyük karşılıklar bulabileceğini gösteriyor. Bu yazıda, röportajlara ve basına yansıyan, ilham verici olduğu kadar düşündürücü bazı ünlü hikâyelerini bir araya getirdim.
Jennifer Lawrence ve Benzin İstasyonu Hikâyesi
Jennifer Lawrence henüz ünlü değilken, gençlik yıllarında bir benzin istasyonunda çalışan bir kişiden maddi ve manevi destek gördüğü sıkça anlatılır. Yıllar sonra Hollywood’un en çok kazanan oyuncularından biri olduğunda, bu iyiliği unutmadığı ve o kişiye bir benzin istasyonu alarak teşekkür ettiği iddia edilir. Hikâyenin detayları zaman zaman değişse de, verilen mesaj nettir: Zor zamanlarda uzatılan bir el, asla unutulmaz.
Jon Bon Jovi ve “Askıda Yemek” Restoranı
Rock müziğin efsane isimlerinden Jon Bon Jovi, yardımseverliğiyle de tanınıyor. ABD’de açtığı JBJ Soul Kitchen adlı restoran, parası olmayan insanların ücretsiz ya da gönüllerinden geldiği kadar ödeme yaparak yemek yiyebildiği bir sosyal sorumluluk projesi. Burada kimse ayrıştırılmıyor; maddi durumu iyi olanlar tam ücret öderken, ihtiyacı olanlar gönüllü olarak çalışarak ya da hiç ödeme yapmadan yemek yiyebiliyor. Bu yaklaşım, “yardım” kavramını utandırmadan ve onurlu bir şekilde sunmasıyla dikkat çekiyor.
Michael Douglas ve Garson Kadına Yıllarca Destek
Michael Douglas’ın gençlik yıllarında sık gittiği bir restoranda çalışan bir garsona uzun süre maddi ve manevi destek verdiği anlatılır. Oyuncu, kadının eğitimine ve yaşam mücadelesine sessizce katkıda bulunmuş, bunu hiçbir zaman bir reklam malzemesine dönüştürmemiştir. Bu hikâye, yapılan iyiliğin duyurulmak zorunda olmadığını hatırlatan güzel bir örnek olarak anlatılır.
Keanu Reeves: Sessiz Kahraman
Keanu Reeves, belki de Hollywood’un en “sessiz” iyilikseverlerinden biri. Film setlerinde çalışan teknik ekiplere yüksek meblağlarda bağış yaptığı, kazancının büyük bir kısmını kanser araştırmalarına aktardığı ve bunu yıllarca gizli tuttuğu biliniyor. Ayrıca metroda yer verdiği, sokakta evsizlerle sohbet edip yemek paylaştığı görüntülerle de sık sık gündeme geliyor. Onun hikâyesi, iyiliğin şatafatlı olmasına gerek olmadığını gösteriyor.
Oprah Winfrey ve Eğitime Açılan Kapılar
Zor bir çocukluk geçiren Oprah Winfrey, başarıya ulaştıktan sonra özellikle genç kızların eğitimi için büyük yatırımlar yaptı. Güney Afrika’da açtığı okul ve sayısız burs programı, onun geçmişte yaşadığı yoksunlukları başkaları yaşamasın diye verdiği bir mücadele olarak görülüyor. Oprah’ın hikâyesi, “nereden geldiğin değil, neyi değiştirdiğin önemlidir” sözünü adeta doğruluyor.
Bu Hikâyeler Neden Bu Kadar Etkileyici?
Bu tür hikâyeler bizi ünlülerin lüks hayatlarından çok, insan yönlerine yaklaştırıyor. Çünkü aslında anlatılan şey şöhret değil; minnettarlık, empati ve vefa. Okuyucu, kendini bu hikâyelerin içinde buluyor ve şu soruyu soruyor:
“Ben bugün birinin hayatına küçük de olsa bir iyilik bırakabilir miyim?”
Sonuç
Ünlü olsun ya da olmasın, herkesin hayatında iz bırakan insanlar vardır. Bu yazıda yer alan hikâyelerin bazıları detaylarıyla tartışılsa bile, verdikleri mesaj evrenseldir: İyilik, zamanı aşar. Küçük bir destek, yıllar sonra hiç beklemediğiniz bir şekilde karşınıza çıkabilir.
Belki de en güzel başarı hikâyesi, geride bırakılan iyi izlerdir. Ben kendi adıma sevdiğim sanatçıların aynı zamanda iyi insanlar olduklarını öğrenince mutlu oluyorum.

.jpg)

.jpg)
